Kur’an-ı Kerim’de Hud süresi vardır.

Kur’an-ın on birinci süresi, sevgili Peygamberimiz bu süre hakkında şöyle buyurmuştur;

‘Hud süresi beni yaşlandırdı’ bu süreyi okuduğu zaman yüz on ikinci ayetine gelince adeta yığılıp kalıyordu, sözcükler dilinde düğümleniyordu, kendinden geçiyordu, ağlıyordu gözyaşları mübarek yanaklarından ve sakalından aşağı süzülüyordu.

Peki o büyük peygamberi böylesi yıkan, ağlatan hüzne boğan neydi. 

Bugün ne kadar çok muhtaç olduğumuz, ondan uzaklaştığımız için aldatan, dolandıran, yalancı, iki yüzlü, menfaatçi, çıkarcı egoist olduğumuzu daha iyi anlıyoruz.

Evet o yüce Peygamberi böylesine yaşlandıran, ihtiyarlatan Allah Tealanın şu emriydi,

“Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol”.

Çok büyük ve tesirli bir cümle, Allah insanlar içerisinden seçip gönderdiği sevgili habibine emrediyordu, emrolunduğun gibi dost doğru ol diyordu.

Sorumluluk sahibi için çok büyük bir emir.

Allah’ın Resulü sorumluluğunun farkındaydı ve bu sorumluluk altında adeta yaşlanıyordu kendi ifadesiyle.

Peki biz bu sorumluluğun neresindeyiz. Üzerimize aldığımız görevlerin hakkını verebiliyor muyuz? Sorumluluğumuzu yerine getirebiliyor muyuz veya en azından böyle bir derdimiz var mı?

Allah’ın elçisi olmak öyle kolay değil? İnsanlara örnek olmak öyle kolay değil? Bunun içindir ki Allah bir çok ayeti kerimede Allah’ın Resulünde sizin için güzel örnekler vardır, diyor.

Dolaysıyla Sevgili Peygamberimize emir buyrulan şeylerden bizler de sorumluyuz, bizler de dost doğru olmak zorundayız.

Aile içerisinde, iş hayatında, sosyal hayatta hep dosdoğru olmak mecburiyetindeyiz.

Hz. Peygambere ve müminlere, her alanda doğru ve dürüst olmaları emredilmiştir.

Sahabeden biri Peygamberimize gelerek; “Ey Allah’ın Rasulü! İslam hakkında bana öyle bir söz söyle ki, senden sonra artık hiç kimseden bir şey sormaya ihtiyacım kalmasın” sorması üzerine, Rasulullah, “Allah’a inandım de, sonra da dosdoğru ol” şeklinde cevap vermesi doğru olmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.

Doğrulukla, dürüstlükle bağdaşmayan söz ve davranışları güzel dinimizde yasaklanmıştır.

İşte bizlere örnek olacak bir olayı daha efendimizin hayatından öğreniyoruz.

Peygamberimiz (a.s.) bir gün pazarı dolaşırken, tahıl satan birisinin yanına gelip, elini buğday yığınına daldırmış, altının ıslak olduğunu görünce; sebebini sormuş satıcının; “Yağmur yağmıştı, ondan dolayı ıslandı” şeklinde cevap vermesi üzerine; “Niçin ıslak tarafı insanların görebilmesi için üste getirmedin?”diye sorduktan sonra; “Bizi aldatan bizden değildir” diyerek bütün insanlığa doğruluk dersi vermişlerdir.

Dürüstlük, kişisel ilişkilerden toplumsal ilişkilere, ticari ve mesleki faaliyetlerden kamu görevlerine kadar hayatın bütün alanlarını kapsayan ve mutlaka riayet edilmesi gereken bir erdemdir. Bu itibarla; niyette ve düşüncede, özde ve sözde, işte ve davranışta dürüst olup, her türlü hileden sakınmak, dinin ve dindar olmanın bir gereğidir. Unutulmamalıdır ki, işçi-işveren; amir-memur; hizmet alan-hizmet veren; müşteri-satıcı; eş, dost, arkadaş ve komşular birbirlerine güvenmezlerse, böyle bir toplumda huzur ve mutluluktan söz edilemez. Çünkü toplumsal hayatta huzur ve barış, iş hayatında verimlilik, insanların birbirlerine dürüst davranmalarına bağlıdır. Eksik ölçüp eksik tartan, kalitesiz ve kusurlu bir malı kaliteli ve kusursuz gibi piyasaya süren ve yalan söyleyenlerin bu tür davranışlarını, İslam'ın vazgeçilmez değerlerinden biri olan dürüstlükle bağdaştırmak mümkün değildir.

O halde geliniz, bu kötü gidişatı durdurmak ve dürüstlüğü davranışlarımıza yansıtabilmek için, toplum olarak üzerimize düşen görev ve sorumlulukları yerine getirelim. Olduğumuz gibi görünüp, göründüğümüz gibi olalım. Doğruluktan asla ayrılmayalım. Dürüstlük konusunda düşmanlarının bile takdirini kazanmış olan sevgili Peygamberimizi (S.A.V) kendimize örnek ve rehber edinelim. Onun şu hadis-i şerif’ini aklımızdan hiç çıkarmayalım:

“Kişinin kalbi doğru olmadıkça imanı doğru olmaz. Dili doğru olmadıkça kalbi doğru olmaz. Komşusu, kötülüğünden emin olmadıkça da kişi cennete giremez”

Son olarak Fussilet Süresinin 30. ayetinin mealiyle yazımı bitireyim: “Şüphesiz “Rabbimiz Allah’tır” deyip de, dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki: “Korkmayın, üzülmeyin, size vaat edilen cennetle sevinin!”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner2

banner4

banner16

banner19

banner21

banner20

banner23

banner15

banner17

banner18

banner7