İftira etmek

İslam dini; sosyal ilişkilere, ahlâkî davranışlara, kişilik haklarının korunmasına, güven, huzur ve barış ortamını yok edecek, kavga, tartışma ve dargınlıklara sebep olacak davranışlardan kaçınılmasına büyük önem vermiştir. İftira da bu davranışlar arasında yer almaktadır.

Müslümanlar arasında, sevgi, saygı ve hoşgörüye dayalı bir toplum oluşturmayı hedefleyen yüce dinimiz İslam, toplumdaki kardeşlik, birlik ve beraberlik duygularına zarar veren kötü huylardan olan iftirayı, büyük günahlardan biri olarak saymıştır. İftira, toplumda bozgunculuğa ve huzursuzluğa sebep olan, insanın şeref ve haysiyetini rencide eden, itibarını zedeleyen çok kötü bir davranıştır.

Sözlükte “Yalan söylemek, uydurmak, asılsız isnatta bulunmak gibi” anlamlara gelen iftira, ahlâk terimi olarak bir kimseye işlemediği bir suçu, bir sözü, bir olayı isnat etmek demektir.

İftira; Bir kimsenin işlemediği bir suçu, yapmış gibi, söylemediği bir sözü söylemiş gibi anlatmak ve anlatılmasını sağlamak, onda bulunmayan bir kötülüğü varmış gibi göstermektir. Kişinin sorumluluğunu unutarak isteklerine, arzularına ve ihtiraslarına ulaşmak amacıyla insanlara iftira etmesi bir hastalıktır. İftiracının gayesi; hoşlanmadığı kişileri yıpratmak ya da başka insanların üzerinden itibar ve menfaat sağlamaktır. Bu bakımdan her söze, her habere inanmamak, onu iyice araştırmak gerekir. 

“Mü’min erkeklere ve Mü’min kadınlara yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler,  şüphesiz Allah’ın gazabına uğrayacaklardır. İftiranın bu dünyada ki müeyyidesine gelince; Yüce Allah, Kur'ân'da, namuslu bir erkek ve kadına iftira eden kimsenin cezası bunu dört âdil şahit ile ispat edemeyen müfterilerin cezalarının seksen sopa vurulması olduğunu ve bunların şahitliklerini ebedî olarak kabul edilmemesi gerektiğini bildirmektedir. Bu ceza, iftiranın ne kadar büyük günah olduğunu ifade etmektedir.

Yüce Allah, “Kim bir hata işler veya bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, şüphesiz iftira etmiş, apaçık bir günah yüklenmiş olur” buyurarak iftirayı kesin olarak yasaklamıştır. Bazı müfessirler, ayette geçen bühtan kelimesini, “Kişinin din kardeşine kendisinde bulunmayan bir kusur ve kötülük isnat etmesi” olarak açıklamıştır. Yine Kur’an-ı Kerim’de, “Hani o iftirayı dilden dile dolaştırıyor; hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyleri ağzınıza alıp söylüyor ve bunu önemsiz bir iş sanıyordunuz. Halbuki bu, Allah katında büyük bir günahtır”  buyrularak iftiranın büyük günahlardan olduğu bildirilmiştir.

Bir kimseye, yapmadığı bir kötülüğü yapmış, söylemediği bir sözü söylemiş gibi göstererek iftira etmek, onun onurunun zedelenmesine, gönlünün incinmesine, insanlar nazarında itibarını yitirmesine sebep olmak hak ihlalidir. Bu ise büyük bir günahtır. İftiraya uğrayan insanın toplumdaki itibarı sarsılır, işleri bozulur, en yakınları bile ondan uzaklaşır. Yüce Allah, mü’minleri böyle ağır bir vebalin altına girmemeleri konusunda uyararak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir.”  İftiranın en kötüsü de haya ve iffet sahibi bir insana iftirada bulunmaktır.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de mü’minleri kardeşlik hukukuna zarar verecek her türlü kötü huy ve davranıştan uzak tutmaya çalışmıştır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) bir defasında, “İnsanı mahveden yedi günahtan kaçının” buyurdular. ‘Ey Allah’ın elçisi, bu yedi günah nedir?’ diye sordular. Peygamberimiz:

“Allah’a ortak koşmak, sihir yapmak,

 Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı bir kimseyi öldürmek,

Yetim malı yemek,

Faiz yemek,

Düşmana hücum anında savaştan kaçmak,

Namuslu kendi halinde mü’min kadınlara zina iftirası yapmaktır”

Buyurarak iftirayı da bu kötü davranışlar arasında saymış ve büyük günahlardan biri olduğunu belirtmiştir.

Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, İslam’a yeni girenlerden, “Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarınızı öldürmemek, kendiliğinizden uyduracağınız hiçbir yalanla kimseye iftira etmemek, hiçbir iyi olan emirde karşı gelmemek üzere bana biat ediniz …” buyurarak söz aldığı bilinmektedir.

Müslüman’ın, iyice araştırmadan her duyduğuna inanması, hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olmadığı şeylerle lüzumundan fazla meşgul olması doğru değildir. Çünkü Kur’an, mü’minleri bunlardan sakındırmıştır: “Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.”

Bir Müslüman’ın, değil iftiraya inanmak, onu ağzına bile almaması gerekir. Çünkü bu tür asılsız isnat ve iftiraların yayılmasına aracı olmak olgun bir mü’mine yakışan davranış değildir. Kur’an-ı Kerim’de, bu tür kötülüklerin yayılmasına çalışanların hem dünyada, hem de ahirette cezalandırılacakları haber verilmektedir: “İnananlar arasında çirkin şeylerin yayılmasını arzulayan kimseler için dünyada da ahirette de çetin bir ceza vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”

İnsanları inciten, fert ve topluma zarar veren kötü huylardan olan gıybet ve iftira arasında her ne kadar benzerlik olsa da mahiyet itibariyle birbirlerinden farklıdırlar. Hz. Peygamber (s.a.s.), gıybet ve iftirayı şöyle açıklamıştır: “Gıybet nedir bilir misiniz?” diye sordu. Ashab: “Allah ve Resulü daha iyi bilir” dediler. “Kardeşini, onun hoşlanmadığı bir vasıf ile zikretmendir” buyurdu. “Kardeşimde dediğiniz vasıf varsa ne buyurursunuz?” denilmesi üzerine şöyle buyurdu: “Eğer dediğin sıfat kardeşlerinde varsa işte o zaman gıybet olur. Yoksa ona iftira etmiş olursun.”

Öyleyse; insanlar aleyhinde onları incitici, aşağılayıcı her türlü söz ve davranıştan uzak durmalı, insanlık şeref ve haysiyetini zedeleyen iftiranın bir kul hakkı ihlâli olduğunu unutmamalıyız. Kendine makam ve mevki kazandırmak için, söylenilmeyeni söylenmiş gibi anlatmak, yapılmayanı yapılmış gibi göstermek ahlaklı bir insana yakışmayan davranıştır. İnsanlara iftira etmekten sakınmalıyız. Aksi takdirde Allah’ın huzuruna büyük bir günah ve kul hakkıyla çıkmış olacağız.