Gergerlioğlu: Güngör Arslan cinayeti aydınlansın

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu, Cezaevi Hak İhlallerini ve Gündemi TBMM’de düzenlediği basın toplantısında değerlendirdi Ayrıca gazeteci Güngör Arslan cinayetinin de aydınlatılmasını istedi.

Büyütmek için resme tıklayın

 TÜİK diyor ki; %54.44, ENAG diyor ki; %123.80 olarak gerçekleşti TÜFE enflasyon oranları diyor. Ayrıntıya gerek yok, TÜİK’in rakamlarının doğru olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz.

Değerli basın mensupları bugünkü basın toplantımıza başlıyoruz. Sabah açıklandı; ENAG açıkladı, TÜİK’in açıklamaları var hangisi doğru enflasyon oranları açıklanıyor, sahada, çarşıda bizim gördüğümüz enflasyon çok yüksek. TÜİK diyor ki; %54.44, ENAG diyor ki; %123.80 olarak gerçekleşti TÜFE enflasyon oranları diyor. Ayrıntıya gerek yok, TÜİK’in rakamlarının doğru olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. TÜİK’in yürütme tarafından talimatlandırıldığını ve mümkün olduğu kadar az oranlar göstermeye çalıştıklarını çok iyi biliyoruz. Sahada elimizi yakan fiyatlar bize enflasyonun %123’ten aşağı olmadığını net bir şekilde gösteriyor. Devletin kurumları halka yalan atamaz! Bunu çok net bir şekilde söyleyelim. 

 

Birisine bir araziyi peşkeş çekip, yağma, talan yaptırdıktan sonra ne zeytin kalır ne başka şey! 

Mahvettikleri, perişan ettikleri ekonomiden sonra vatandaşın cebine elini soktular, doğayı, toprağı, şehri, zeytinlikleri talan ederek bu felaketi gidermeye çalışıyorlar. En sonunda biliyorsunuz zeytinlik arazilerinin maden arazisine çevrilmesi yönünde “Enerji teminini buradan yaparız.” Sen neredeydin şimdiye kadar? Mahvettiğin ekonomi sonrası “Enerji arıyoruz.” Diyerek bu ülkenin binlerce yıllık zeytin ağaçlarına mı saldırıyorsun! Nasıl bir anlayış? Nasıl bir mantık anlamak mümkün değil! “Maden arazisi oraya yapıldıktan sonra maden faslı bittikten sonra tekrar zeytinlik ekilecekmiş.” deniliyor! Birisine bir araziyi peşkeş çekip, yağma, talan yaptırdıktan sonra ne zeytin kalır ne başka şey! Zaten zeytin ağaçları öyle kolay yetişen ağaçlar değil ve son derece önemli ağaçlar, son derece değerli bir besin maddesi ve tarımı, hayvancılığı bitirdiğiniz gibi son olarak zeytinciliği de bitirmiş oluyorsunuz! 

 

AK Partili seçmenin de çok net bir şekilde ekonominin çok kötüye gittiğini net olarak vurguladığını görüyoruz.

Esnaf her gün kepenkleri indiriyor, her gün dükkanlarını kapatan ve başka bir yerde çalışmak için iş arayan insanlarla karşılaşıyoruz. İnanın ki her gün böyle! İnsanlar elektriklerini kıstıkça kısıyor, elektrik masrafları artıyor, altından kalkamıyor ve iş yerlerini kapatıyor. Ya işsiz kalıyor ya bir yerde asgari ücretle o da bulabilirse iş aramaya başlıyor! Hal bu! Binlerce insanın hali bu! Zaten bunu artık sadece biz muhalefet değil sahaya çıktığımızda AK Partili seçmenin de çok net bir şekilde söylediğini, ekonominin çok kötüye gittiğini net olarak vurguladığını görüyoruz. Her ay hazırlanan periyodik bir şekilde hazırlanan Türkiye raporu istatistikleri, anket, araştırmalarında da bu ortaya çıkıyor. İnceledim, değerli bir çalışma. Sürekli periyodik olarak inceliyorum Türkiye raporu grafiklerini. Artık iktidar muhalifi de durumun çok kötüye gittiğinin farkında! Bütün bunları da vurgulamamız gerekiyor. 

 

SES Kocaeli Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sahibi Güngör Arslan korkunç ve menfur bir cinayete kurban gitti

Bakın elimde CMK Madde 153 var. Neden bunu gösteriyorum? Ne diyor burada? “Müdafi, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir.” Peki alabiliyor mu? Hayır! Bir sürü avukat alamıyor. Nerede? Daha geçtiğimiz hafta işlenen korkunç bir cinayetin avukatı bana ulaşarak müvekkilin ailesinin dosyadaki belgeleri, bilgileri alamadığını, dosyaya gizlilik kararı getirildiği gerekçesiyle alamadığını söylüyor ama şüpheli avukatları bu dosyadaki bilgileri alabiliyor! Bildiğinizi gibi geçtiğimiz hafta SES Kocaeli Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sahibi Güngör Arslan korkunç ve menfur bir cinayete kurban gitti ardında çok önemli bir meselenin olduğu tahmin ediliyor ve Av. Cahit Çiftçi bana dosyadaki bilgi ve belgelere ulaşmak istediğinde: “Bana “Gizlilik var.” Denilerek savcılık ret cevabı verdi!” Şu hale bakın! Hrant Dink cinayeti gibi belli ki altından çok önemli şeyler çıkacak bir cinayetin avukatlığını üstlenmiş bir kişiye şüpheli avukatlarına dosyadaki bilgiler verilmesine rağmen CMK Madde 153 olmasına rağmen belgeler verilmiyor! Bu bir skandaldır! Bunu da buradan duyuralım Kocaeli medyası da duysun. Kocaeli medyasının çoğu iktidar yanlısı olduğu için bizim bu sözlerimizi duymak istemiyor. Bu aslında son derece önemli haber değeri taşıyan bir bilgidir, buradan ilk olarak benim kanalımla duyurulmaktadır. Kabul edilecek bir durum değildir. Bir gazeteci cinayeti vardır orada ve belli ki altından çok şeylerin çıkacağı bir cinayet vardır ve avukatı bize ulaşarak böyle bir CMK Madde 153’e karşı böyle bir engellemeyle karşı karşıya olduğunu söylüyor. Birçok bilgi kirliliği var dosyada, medyaya yansıtılan birçok bilgi kirliliği var, bunları kabul etmiyoruz. Bir an evvel Güngör Arslan cinayeti aydınlansın diyorum. 

 

Benzine, motorine, otogaza zam üstüne zam!

Dün gece benzin istasyonlarının önünde kuyruk vardı. Peki bu gece olmayacak mı? Bu gece de olacak! İktidar inanılmaz bir pişkinlik ile, arsızlık ile zam üstüne zam yapıyor arkadaşlar! Benzine, motorine, otogaza zam üstüne zam! Dün gece benzine 88 kuruş, motorine 1.51 zam gelmesinin ardından bu gece tekrardan pompa fiyatlarına yansıyacak şekilde yüklü zam gelmesi bekleniyor haberiniz var mı? Dün gece gelen zam sonrası benzin İstanbul’da 16.55’den 17.43’e, Ankara’dan 16.65’den 17.53’e çıktı! Bu artışla birlikte 1 Ocak’tan bugüne benzine 5.29, mazota ise 6.89 TL zam geldi! Böyle bir yerde ekonomi kalır mı arkadaşlar? Benzine zam gelmesi sadece nakliyeyi etkilemiyor ki! Her şeyi etkiliyor, bunu hepimiz çok iyi biliyoruz, her şeyin nakliye ile gidiyor, üretimde, tüketimde yakıtın çok önemli bir rolü var. 

 

Fakir halkın büyümediği, garibanın dar gelirlinin büyümediği patronun kapitalistin büyüdüğü apaçık ortada!

“Ben ekonomiyi mahvedeceğim, zengini daha zengin hale getireceğim.” Malum büyüme rakamları açıklandı %11 büyüme var deniliyor, ne büyümesi! Allah aşkına para babaları, patronlar büyüyor onları biliyoruz, fakir, fukara eziliyor, küçülüyor sonuç bize açıklanıyor %9.11’lerden %11’e büyüme gerçekleştirilmiş! Ya hu yalanlar atıyorsun, kim büyüyor Allah aşkına! Fakir halkın büyümediği, garibanın dar gelirlinin büyümediği patronun kapitalistin büyüdüğü apaçık ortada! Rantiyenin büyüdüğü apaçık ortada!

 

Mustafa Özcan Çay çile çekiyor bu insan. Bir an evvel infaz erteleme işlemleri yapılmalıdır.

Size vahim bir dosya göstereceğim! Gerçekten içler acısı, son 6 yılda Türkiye’de hangi zalimliklerinin, vicdansızlıkların yapıldığını bu fotoğraf üzerinden lütfen unutmayın! Bu kişi Mustafa Özcan Çay, bir mahpus. MS hastasıyken cezaevine giren bir insan! MS hastalığı Multipl Skleroz son derece önemli ciddi bir hastalık, sinirlerde kuruma ile ve işlev kaybıyla sonuçlanan bir hastalık. Bu kişi 6 yıldır MS hastası, tedavisi düzenli bir şekilde devam ederken, hapse girdiği zaman voleybol, basketbol oynayabilecek şekilde hareketleri varken hapse girdikten sonra 20 ay ilaçları verilmedi. Bakın bir hekim olarak kulaklarıma inanamadım. Eşi geldi bana Meclis’te anlattı. Bütün hastane evraklarını, bilgileri, belgeleri, cezaevi raporlarını, hastane evraklarını hepsini gösterdi, bir hekim ve hak savunucusu olarak dikkatle tetkik ettim bunları, gerçekten inanılmaz, adeta cinayet var! Adamı öldürseniz neyse! Sürüm sürüm süründürüyorsunuz! Ne yapmışsınız biliyor musunuz Adalet Bakanlığı yetkilileri? Bu dünyada ve öte dünyada verebileceğiniz bir hesap yok! 20 ay boyunca bu kişinin, bu çok ciddi hastalığa sahip olan, MS hastalığına sahip olan kişinin 20 ay boyunca ilaçları verilmemiş! 20 ay boyunca ve sonuç ne oluyor? Çok kötü bir hastalık ilerlemesi gelişiyor ve eşi diyor ki: “Artık şu anda tuvalet, yeme, içme gibi zaruri hiçbir ihtiyacını karşılayamamakta olup koğuş arkadaşları tüm ihtiyaçlarını karşılamakta, günde 5-6 kez altı bezlenmekte olup en son gördüğümde tekerlekli sandalyede düzgün şekilde oturamıyordu bile.” Hapse girdiğinde bu halde olan bir insan şu anda tekerlekli sandalyede düzgün oturamayan, günde 5-6 kez altı bezlenen ve yemek yedirilen bir insan durumuna getirilmiş. Bu nasıl bir cinayettir? Bu nasıl bir vicdansızlıktır anlamak mümkün değil! Silivri Cezaevi yetkilileri lütfen bir açıklama yapsın, Adalet Bakanlığı, Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nden bir açıklama bekliyorum böyle bir rezalet olamaz! Bu nedir ya? 20 ay boyunca siz hangi gerekçeyle bir insanı nöroloji hekimine göndermezsiniz? Evrakları inceledim sadece pratisyen hekim görmüş, bu bir nöroloji hastası. 20 ay boyunca hastalığına dair ilacı kullandırtmamışsın ve bu insan adeta felç olmuş! Sürünerek yaşayacak adeta! Büyük bir çileyle yaşayacak! O koğuşta yanındaki insanlar ona bakmak zorunda değil ama bakıma muhtaç bir halde. Peki bu halde cezaevinde ne arıyor? Bu halde bir insan cezaevinde ne arar? Ağır engelli bir insanı cezaevinde daha niye tutuyorsunuz Adalet Bakanlığı? Niye İstanbul Adli Tıp Kurumu buna infaz erteleme vermiyor? Daha nesini tutuyorsunuz böyle bir insanı Allah aşkına? Binlerce insanı cezaevlerinde tuttunuz, ölümlerine yol açtınız, bakın şu anda da Mustafa Özcan Çay çile çekiyor bu insan. Bir an evvel infaz erteleme işlemleri yapılmalıdır. Bütün bu sorumlular hakkında gereken adli ve idari soruşturmalar yapılmalıdır. Neler dönmüştür? Hangi dolaplar dönmüştür? Hangi zalimlikler işlenmiştir? Hangi pervasızlıklar fütursuzluklar sonucu bir hastaya 20 ay boyunca ilacı verilmemiştir? Hastaneye götürülmemiştir? Cevabını verecek kimse yok mu? Sessizlikle geçiştireceğinizi mi sanıyorsunuz? Biz sizin ne olduğunuzu biliyoruz! Bakın ben bir insan hakları savunucusu olarak Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi 2016 raporunun neden açıklanmadığını soruyorum burada size? 2017 raporu açıklandı zor bela 2020 Ağustos’ta! 2016 raporu niye açıklanmıyor? Çünkü işte bu kişileri böyle felç eden icraatler gerçekleştirdiniz o yüzden Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi’nin 2016’daki gözaltı merkezleri ve cezaevlerindeki gözlemleri sonucu açıklayacağı raporu frenlemeye, dizginlemeye, engellemeye çalışan bir iktidar ile karşı karşıyayız. Bu skandalı da açıklayayım. Çok kişi bilmez biz hak savunucuları biliriz. 2016 CPT raporu Türkiye’de halen açıklanmıyor! CPT yetkilileri de açıklayamıyor çünkü Türkiye engel getiriyor! Hal bu düşünün arkadaşlar ve bu insanlar felç edilmiş durumda. Biz bu konunun peşini bırakmayacağız! Bu zalimlikleri yapan yetkililerin peşinde olacağız ve hesap soracağız hukuk önünde. Adalet Bakanlığı yetkililerine bir an evvel bu skandal vaka ile ilgili açıklama yapmalarını istiyorum. 

 

Hak ihlalleri bitmiyor! Ülkenin dört bir tarafından hak ihlalleri alıyorum.

Afyon Cezaevi’nde Davut Başkan infaz koruma memurları tarafından darp edildiklerini. “Gardiyanlar: “Arkadaşlarınız arasında Kürtçe konuşamazsınız burada Devlet biziz sizin kafanızı keseriz.” Diye tehditlerde bulunmuş ve birçok darba, uğramışlar, falakaya maruz kalmışlar ve yakınları: “Söz konusu hükümlümüzün hayatından endişe duymaktayız.” Diyorlar!

“Eşim İsa Bal Tarsus 3 No’lu Cezaevi’nde Van iline yakın bir yere nakil olsun.” Diyor aile! Van’dan Tarsus’a gitmek çok zor, aylardır, yıllardır uğraşıyoruz. “Pandemide 20 dakika olan telefon hakkı 10 dakikaya düşürüldü, görüntülü görüşme verilmiyor ve biz hala bu konuda büyük bir ayrımcılığa uğruyoruz. Adli mahpuslara veriliyor ama bize verilmiyor. Biz eşitsizliğe ayrımcılığa uğruyoruz.” Diyor. Van’dan Tarsus’a gitmek çok zor. Bakın resmen zulmen bunu yapıyorlar. Mahpusları ailelerin ikamet ettiği yerin en uzağına veriyorlar. Bunu da tüm dünya duysun buradan. Türkiye’de Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına rağmen bunlar yapılıyor. Geçtiğimiz hafta da yapıldı skandal bir olaydı. Sincan Cezaevi’nden 100’ü geçkin mahpus ve sanırım halen devam ediyor Van, Diyarbakır Cezaevleri’ne nakledildi. Ailesi Ankara’da niye nakledersin Van’a, Diyarbakır’a Allah aşkına! Van, Diyarbakır’da ailesi oturanları Tekirdağ’a, Edirne’ye yolluyorlar. Aile işkence çile çeksin maksadıyla, insanlar geçen gün konuştuk, Batman’dan diyor ki; “Tekirdağ’a gidiyoruz, 4 çocuk babasını görmek istiyor. 4 çocuk anne ile yola çıkıyor, Tekirdağ Cezaevi’ndeki babayı görmek için bir sürü perişanlık zorlukla gidiyorlar, otobüse atlıyorlar ve ardından yarım saatlik açık görüş giriş ve çıkışlarda dahil edilerek 12 dakika ancak görüş yapabilmişler! Bu kadar bir insafsızlık, vicdansızlığı başka tarih başka bir yerde yazmamıştır. Gerçekten böyle çok başvuru alıyoruz bunu anlamak mümkün değil!

 

Okullardan şikâyet var. Velilerimiz bize şikayet ediyor. Milli Eğitim Bakanlığı’na buradan bildiriyoruz, okullarda güvenlik görevlisi olmadığı için bilhassa öğle tatillerinde çocuklar güvenliksiz kalıyor ve uyuşturucu tacirlerinin istismarına müsait bir hale geliyor. Milli Eğitim Bakanlığı’na da bu konuyu hatırlatıyoruz, veliler diken üstünde. Uyuşturucu kullanımı ilkokula kadar düşmüş, güvenlik görevlisi lütfen her okulda olsun ve çocuklara birileri sahip çıksın! Çocuklar sahipsiz olduğu için uyuşturucu belasına duçar oluyorlar ve sonra da kurtarmak çok zor oluyor! Önceden alınabilecek basit önlemler yapılmadığı için sonrasında işin altından kalkılamıyor!

 

Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu’ndan çok ağır şikayetler alıyoruz. Aile Bakanlığı’na sesleniyorum buradan; “Bu evlerde 5 çocuk ve 3 bakıcı annenin harcama kalemleri var. Bu çocuklara ayrıca verilen nakdi burs paraları da çocuklara harcanmayarak evin 5 çocuk artı 3 çalışan annenin istihkakı evin gideri ve çocukların yeme içme harici harçlıklarında kullanılıyor.” Yani çocuklar için para veriliyor bakıyorsunuz orada başka birileri cebe atıyor. Aile Bakanlığı’na sesleniyorum, böyle yoğun şikayetler alıyoruz. Denetim yapıyor musunuz? Hesap kitap ne durumda? Bakın birçok yerde olduğu şikayetleri alıyoruz. Denetimlerinizi görmek istiyoruz Aile Bakanlığı. Bize bütçe zamanı gelip uyduruk belki çok kişinin de çok ilgilenmediği hesap kitap özetleri sunmayın! Sahada sosyal hizmetler çocuk esirgeme kurumunu denetleyin! Kendi çocuklarınız gibi denetleyin, orada çocuklara giden paraların bakıcılara veyahut da başka istismarlara gittiği yolunda çok önemli bilgiler var. Bunu da net olarak söyleyelim. Biz bunu da soru önergesi olarak veriyoruz ve peşinde olduğumuzu da söyleyelim.

 

Hüseyin Polat’ın kardeşi bizi aramış. Tekirdağ Cezaevi’nde 2 yıl önce hayatını kaybetmişti fakat aile bu ihlali kabul etmiyor, büyük ihlaller sonucu hayatını kaybetti, gereken işlemler yapılsın deniliyor! Bakın adalet olmazsa insanlar 2 yıldır kıvranıyorlar ve 2 yıl geçse bile unutamıyor ve gereken yapılsın diyorlar!

 

Diyarbakır 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde yine haklar ihlal edilmiş durumda ve nakiller yapılmıyor! Denetimli serbestlikler verilmiyor, nakiller yapılmıyor. Son 1 seneye girildiğinde maalesef nakillerde büyük sıkıntılar var! 

 

Nakiller ile ilgili çok şikayet alıyoruz. Yusuf Öksüz’ün eşi bize başvurmuş. Afyon Cezaevi’nden Balıkesir Bandırma’ya nakil istiyormuş ama Afyon’dan uzak yere Osmaniye’ye nakli çıkmış. Daha yakın bir yere isterken taa daha uzak yerlere naklediyorlar! İnsanlar gerçekten kıvrım kıvrım kıvranıyor, perişan durumdalar, binlerce böyle başvuru alıyoruz, gerçekten çok üzücü insanlar böyle başvuruyor ama iktidardakilerin niyeti mahpusları mahpus yakınlarının olduğu ilden çok daha uzak bir yere vermek, şu anlayışa bakın!

 

Kandıra Cezaevi’nde yine görüntülü telefon hakkı verilmiyor, konuşma süreleri 20 dakikadan 10 dakikaya düşürülmüş. Bunu birçok cezaevinden alıyoruz. Adli mahpus, siyasi mahpus ayrımı yapılmaz, mahpus yakınları suçlu değil! Adalet Bakanlığı yetkilileri, hiç adınız ile uyumlu değilsiniz! Adalet ile zerreniz yok! Mahpus yakınları arasında mı ayrım yapıyorsun? Sadece görüşen mahpus mu nedir bu rezalet? Anlamak mümkün değil! Adli, siyasi ayrımı yaptığını görüyoruz zaten her şey de görüyoruz! İnsan haklarına aykırı bir şekilde ama mahpus yakınları var ortada!

 

Özel hastanelerde çalışan röntgen teknisyenleri şu an izni konusunda mobinglere uğradıklarını, haksızlıklara uğradıklarını söylüyorlar. Özel hastanelerinde yoğun bir şekilde denetlenmesi gerektiğini söylüyorum.

 

Daha önceden de anmıştık. Seyit Mehmet Ünal Yozgat Cezaevi’ne Seydişehir Cezaevi’nden nakledilmiş ve orada da kaloriferler 15 gündür yakılmıyormuş, “Kaçıncı dilekçe yazayım artık, el insaf?” diyor, çaycıyı çalıştırarak sıcak su tulumları ile vaktini hücrede geçiriyor. “Neden hücrede kalıyorum?” dendiğinde “Öyle olması gerekiyor.” Diyorlar. Resmi bir evrak, belge yok. “Ben ne yapacağımı bilemiyorum.” Diyor! Keyfilik devleti arkadaşlar! Anayasal bir devlette değiliz, KHK devletindeyiz! Keyfilik! Kafasına göre KHK çıkarıyor, Anayasa Mahkemesi iptal ediyor, keyfine göre şu anda da görüşülen madencilik yasası böyle! Son anda bir yasa çıkarıyor, apar topar bu yasayı yetiştirmeye çalışıyor. Memleketin hali böyle bir keyfilik devletini gösteriyor! 

 

Salih Tuğrul bu ismi hatırlıyoruz, Tahir Tuğrul oğlu bize başvurmuş, zaten bir hasta mahpus olarak onlarca ihlal sonucu hayatını kaybetmişti, Mersin Büyükşehir Belediyesi’nden de oğlu çıkarılmış! Baba ölmüş, bunlar duyulduğu için diye düşünüyor Tahir Tuğrul “Babamın ölümü duyurulduğu için benim belediyedeki işime son verildi.” Diye düşünüyor! Ciddi bir iddia Mersin Büyükşehir Belediyesi yetkililerine soruyorum. “Babam hakkında bilgiler kamuoyuna yansıdığı, hasta mahpus olduğu söylendiği için beni işten çıkardılar.” Diyor. Böyle bir iddia var. Lütfen bir açıklama yapsınlar çünkü Tahir Tuğrul işten çıkış nedenini sorduğunda bir açıklama yapılmamış! Bir açıklama yapılması gerekiyor!

 

Rafet Irmak bize daha önceden de başvuruları olmuştu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan şikayetçi, kendisine saldırıp darp edenler hakkında takipsizlik vermiş Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı. Olacak bir iş değil! Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın haksız hukuksuz kararlarını çok görüyoruz ama apaçık darplar oluyor, saldırılar oluyor. Bakıyorsunuz saldırganlar hakkında takipsizlik kararı veriliyor, bu nasıl iştir anlamak mümkün değil! Adaleti nerede bulacağız diye soruyoruz Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na! Zaten sürekli siyasi olarak bize fezlekeler yollayan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan demek ki sadece biz şikayetçi değiliz, tüm adaletsizliğe uğrayanlar da şikayetçi! 

 

Raci Körükler Erzurum Büyükşehir Belediyesi'nde tapu tahsis belgeli yeri varmış. Danıştay oranın kendisine verilmesi için karar vermiş ama belediye yerini vermiyormuş, bu da önemli bir şikâyet. Erzurum Büyükşehir Belediyesi’ne sorarım hakikaten bu şikayetler doğru mu? Danıştay’a rağmen mi bunu yapma cüretini gösteriyorsunuz diye soruyorum! 

 

Görüntülü görüşmenin olmaması aileleri perişan ediyor. Diyarbakır 2 No’lu T Tipi Cezaevi’nde yine siyasilere görüntülü görüşme verilmiyor. Aileler aylardır, yıllardır gidip çocuklarını göremiyor en azından yaşlı anne, baba, dede, nineler mahpusları görüntülü görüşmede görme şansı elde etmek istiyorlar onlara da izin verilmiyor ve mahpuslarını göremeden bu hayata veda edecekler anlaşılan durum bu! Zalimlik bu seviyede! İktidar tüm bunların hesabını hukuk önünde mutlaka verecek!

 

Aydın E Tipi Cezaevi’nde de telefon görüşmeleri 20 dakikadan 10 dakikaya düşürülmüş ve aileler bir 10 dakika peşinde! Düşünün! Bir 10 dakika peşinde çünkü görüşlere gidip gelmek çok zor ama orada bir mahpusun bir 10 dakikalık telefon görüşmesinin ne kadar önemli olduğunu cezaevine girenler çok yakinen bilirler!

Bursa Emniyet Müdürlüğü’nden ağır ihlaller alıyoruz! Gözaltında işkence iddiaları geldi. Bursa Barosu’nu da bu noktada göreve davet ediyoruz. Mahpusların bir kısmı tutuklandı, bir kısmı serbest bırakıldı, bu konuda Bursa Barosu bir araştırma yapabilir, işkence iddiaları var, yapmalı. Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi yaptı ama İnsan Hakları Merkezi’nin açıkladığı raporu Baro açıklamadı. Böyle bir skandal oldu. Baroları da korkmamaya, tedirgin olmamaya davet ediyorum ve bütün bunların peşini de bırakmayacağımızı da buradan ilan ediyorum. İnsanları mülakat adı altında avukatsız görüşe zorlamak kesinlikle kabul edilecek bir şey değildir! Sadece gözaltındaki için değil avukatlar için, baro için de avukat haklarının gasp edilmesi ile de ilgili bir durumdur!

 

OHAL zulmü bitmiyor! KHK zulmü bitmiyor! Hasan Yiğit diyor ki: “Kendime ait etüt merkezim vardı. KHK ile kapatıldı. Benim ve eşimin banka hesaplarına bloke konuldu. Bundan sonra hiçbir yerde çalışamıyorum. Bir yere gidiyorum çalışacağım işveren diyor ki: “IBAN getir bana maaşını yatırayım.” Hiçbir bankada hesap açamıyorum.” Diyor. Bakın soykırımın boyutuna bakın, adam çalışacak, bir bankada hesap açamıyor. Tüm banka hesaplarına bloke konulmuş KHK ile etüd merkezine el konulduğu için hal bu arkadaşlar. Hem kendisinin hem eşinin. Kendisine zaten zulmetmişsin, eşine ne gerekçe ile zulmediyorsun? Diyor ki: “Hesap numarası istediklerinde veremiyorum bu da sıkıntı oluşturuyor ve hatta işvereni kuşkulandırıyor ve zaten iş de devam edemiyor.” Türkiye’nin hali bu tüm dünya duysun! İşte böyle insanları aç, susuz bırakıp süründürerek öldürme taktiği ile icraat yürüten bir iktidar var. Tüm Türkiye ve dünya bunu duysun! Yüzbinlerce örnekten birisini daha anlattık Hasan Yiğit!

 

Bolu T Tipi’nden inanılmaz şikayetler alıyoruz. Avukatlar diyor ki: “Müvekkilimiz Ali Dilmen tutukluyken bir görüş için gelenler oldu.” Tutuklu gitmiş: “Avukat mısınız? Kimsiniz?” “Polisiz, seninle konuşmak istiyoruz.” Tutuklu görüşmeyi terk etmiş! Belli ki istihbarat polisleri gelmiş, kendisi ile itirafçılık veyahut da başka bir şey hakkında konuşma yapmak istiyorlar. Bunlar var mı? Adalet Bakanlığı neler dönüyor? Ne dolaplar çeviriyorsunuz? Kayseri Bünyan Cezaevi’nde de Bengisu Demirel’den böyle şikayetler almıştık. Şu anda da Bolu T Tipi’nde Ali Dilmen’den böyle şikayetler alıyoruz. Bu konuda bir an evvel açıklama yapılmasını bekliyoruz!

 

Yargıtay ile ilgili çok şikayetler alıyoruz. Yargıtay’da bitmeyen bir süreç var! “Kızım Hatice Eke Gebze Kadın Cezaevi’n cezasının bitmesine 8 aydan az kaldı. Hala Yargıtay’dan bir sonuç çıkmadı.” Yargıtay ne yapıyor? Karar da verdiği zaman dosyaları doğru dürüst incelemeden iktidarın istediği yönde kararla tak tak onaylanıyor! Bunu binlerce örnekte anlattık.

 

Hatice Kılıç Bingöl Milli Eğitim’den şikayetçi neden? Çünkü düşünün eşi cezaevindeymiş ve kendisinin öğretmen olarak çalışma izni iptal edilmiş! Diyor ki: “Bu konuda bir açıklama yapılmasını istiyoruz. Valiliğe gidiyoruz Milli Eğitim’e gidiyoruz hiç kimse bir şey söylemiyor! Ben öğretmenim ve öğretmenlik yapamıyorum. Eşim cezaevinde. Ben ne yiyip ne içeceğim! 3 çocuğum var, işimi yapamıyorum gerçekten çok bunaldım bu ekonomik krizde çok zor durumdayım.” Bakın biz çalışanların, esnafların ne kadar zor durumda olduğunu anlatıyoruz. Bir de eşi cezaevinde olup çalışma izni verilmeme zulmü ile karşı karşıya olanlar var! 

 

“Eşim Ömer Bereket denetimli serbestliği geldiği halde bırakılmıyor, en küçük kızım her gün ağlayarak uyanıyor. “Benim babamla hayallerim vardı.” Diyor. Sesimizi duyurur musunuz?” biz elimizden geldiği kadar duyurmaya çalışıyoruz.

 

Bir ailenin dramını okuyayım, telefonla ilgili sıkıntılar had safhada. Aile diyor ki: “Yaklaşık 4 yıldır özgü özgürlüğünden, ailesinden, mesleğinden koparılan ve hayatı boyunca tek bir insanı incitmeyen eşimin ve diğer mahkumların hakları gasp ediliyor. Belki birilerine 10 dakikalık basit bir işlem ama dışarda sevdiklerinden koparılan insanların iletişim kurabildikleri en önemli damarın koparılması tüm haftanın tadını kaçıracak bir unsur hâline dönüşüyor. Dün eşim arama yapacaktı. 2 çocuğum ve ben telefonun başında saatlerce oturduk. 1 sn. bir arama sonrası gelmedi. Saatler ilerledikçe çocuklarımın ümidi azaldı, gözlerindeki ışık yavaş yavaş söndü. Ertesi gün okula gidecek olmalarına rağmen geç saate kadar beklediler ama maalesef eşim arayamadı. Zaten daha önceki ifadesine göre telefon araması yapabilmek için saatlerce uğraşmak zorunda kalıyorlarmış. Tahmin ediyorum o da orada sancıyla defalarca cihazın başına gidip gelmiştir.1 sn. bile olsa arama yapıldığı için gece 12.00’da hakkımız kaybolacaktı ve 12.00’a kadar çaresizce telefondan gelecek sesi bekledim. Diğer bütün aramaları geri çevirdim.” Ve daha neler neler! Büyük dramlar anlatılıyor. İnsan olan bunlara kulak kabartır! Başka bir şey diyemiyorum ama vicdansızlık hakim olduğu için bu zulümler insanlara çektiriliyor! 

 

Çok önemli bir başka şikayet! Diyor ki: “Ablam Nazife Karakoç 19.02.2022 tarihinde İzmir Çeşme’de tutuklandı. Eşi de aynı şekilde Bursa da 4 yıldır tutuklu. 4 ve 7 yaşında 2 tane çocukları var. En azından ablam tutuksuz yargılansın.” Diyor. Bakın anne ve babaların cezaevinde olup binlerce çocuğun perişan olduğu bir ortamdan bahsediyoruz. Bugün savaş dolayısıyla zor durumda olan çocukların fotoğrafları basına yansıyor. Herkes “Vah vah çocuklara hiç kıyamam.” Diyor ya kardeşim senin ülkende binlerce çocuk anne babaları cezaevinde, perişan bir durumda dede ve nine yanında. Ya annesinin yanında cezaevinde ya ailenin yanında annesinden uzak, savaştan beter felakete uğramış haldeler! Hiç haberiniz yok mu? Dışarıdakine ağlamak, sızlamak kolay sen kendi içinde Türkiye’deki bu felaketi bu savaş gibi korkunç dramları niye görmüyorsun çoluk çocuğun halini! 

 

Basın toplantımızı burada bitiriyor, hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

 

04 Mar 2022 - 14:03 - Politika



göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gündem Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gündem Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gündem Kocaeli editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gündem Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.